Hafıza Serumu: Günü Yaşa

Günü Yaşa
(Seize the Day, Saul Bellow, 1956)

Kitap, hayatı “başarısızlıklarla” dolu bir adamın yaşamından bir kesiti anlatır. Okulunu devam ettirmekte, aktör ve borsacı olmakta, kız kardeşiyle olan yarışında, babasının gözüne girmekte, evliliğinde -hatta evliliğini bitirmekte bile başarısız olmuştur. Hayata nasıl tutunması gerektiğini bilemeyen Tommy Wilhelm, birden gelen bir telefonla okulu bırakır ve aktör olmak için bir ajansa girer, fakat sonucunda hem okulu bitirememiş, hem de ünlü bir aktör olamamıştır. Karısı ve iki çocuğundan uzaklaşmış, karısı tarafından sömürülmüş ve çocuklarından da mahrum bırakılmıştır. Üstüne üstlük, o sırada yaşadığı ilişki de sırf boşanamadığı için bitmiştir. Para sıkıntısı çeker, borsada işler iyi gitmiyordur, babasından yardım ister fakat babası evladından utanç duyar ve bu isteği şiddetle reddeder. Kendisine borsada yardımcı olacağına inandığı pek “zeki” ve “entelektüel” Dr. Tamkin ise onu dolandırır. Ne yapacağını bilemeyen Wilhelm öyle çaresiz durumdadır ki insanlar bir öleni var diye düşünürler.

Kitap adını, Tamkin’in yaptığı ve uzun uzadıya altını çizdiğim “günü yaşa” temalı konuşmasından alıyor. Bu ismi görünce beklentim ne kadar “Ölü Ozanlar Derneği (Dead Poets’ Society)” ya da “Özgürlük Yolu (Into the Wild)” tarzı bir konu olsa da bahsi geçen şeyler beni hayal kırıklığına uğratmadı. Ekonomik ve ailesel baskının altında kalmış bir insanın çıkış yolu araması ama çıkışın aslında yine bu sistemin içine girmekte olması Wilhelm’e tabiri caizse kafayı yedirten şeydir.
Tamkin’in bir “şarlatan” olduğunu öğrendikten sonra, sanırım, onun fikirlerini uygulamak da istemiyor olmalı. Oysa Tamkin, çok haklıydı. Wilhelm endişeleniyordu ve sadece endişeleniyordu. Başka zaman dilimlerini düşünmekten “an”a kafayı yoramıyordu ve bu yüzden kandırılıyor ve sömürülüyordu. Bir an için her şeyi bıraksa ve “an”ı düşünse, çözülecek her şey. Düşünmüyor işte; düşünemiyor.

“İnsanları şimdi-ve-burada’ya getirmek istiyorum. Gerçek evrene. Şimdiki zaman budur. Geçmiş bize hiçbir yarar sağlamaz. Gelecek endişelerle doludur. Sadece şimdi gerçektir, şimdi ve burada. Günü yaşa.”

Mistborn bana kitabı seveceğimi söylediğinde kitabı biraz okumuştum bile, ancak ilgimi çeken kısım Wilhelm’in başarısızlıkları idi, ve kendimi hiç de onunla bağdaştırmaya meraklı değildim açıkçası, heh. Çok geçmeden, Wilhelm’in geçmiş ve gelecek ile ilgili olan takıntılarını, her eylemi sorgulamasını ve aslında kendi düşmanının, yine, tıpkı Tamkin’in de söylediği gibi, kendisi olduğunu görünce; evet, işte bu benim dedim. Geçmişi ve geleceği düşünmeyi kendisine huy edinmiş okurları, bu durumu dışarıdan gözlemleyip, düşünmeye ittiği için çok başarılı buldum ben kitabı. 

Wilhelm, baba sorunları olan ve gençliğinde “özgürlüğü” için yaptığı asiliklerin ardından, başarısızlıklarıyla her şeyini kaybeden bir adam. İlişkileri, okulu, iş girişimleri, ve babası. Her şey onun karakterini oluşturuyor, kitap bize yalnızca birkaç gün olan ufak olayları anlatıyor, ancak geçmişe giderek çok güzel tanıtıyor karakteri bize yazar. Motivasyonlarını, hatta o sıradaki oturuş şeklini dahi anlamlandırabiliyor ve daha da tatlısı, başarısızlığı veya geçmiş-gelecek ile ilgili bir endişeyi tatmış bir insan iseniz, yani, kısaca, insansanız, karakterin ucundan köşesinden bir şey yakalayıp, bağdaştıracaksınız kendinizi. 

Öte yandan Tamkin, bana göre kitabın en ilginç karakteri. Hem Wilhelm’e kendisini gösteriyor, hem de kendi belirsiz kimliğiyle ve vurgunuyla tam bir ders veriyor. Doğru anda yapılan bir tetiklenme, Tamkin, ve de dediği gibi aslında tedavisi altına aldı Wilhelm’i. O kadar kitaplar boşa gitmedi yani. Baştaki alıntıyı ve kiitabın adını veren ve kitabın bel kemiğini oluşturan “carpe diem” mottosunu da Tamkin’in felsefesi olarak alıyoruz. Tamkin bu hikayede kötü karakter değil, kötü karakter dışarıdaki insanlar, Wilhelm veya bize belli bir hayatı yaşamamızı emreden sistem veya paranın ta kendisi; ancak Tamkin değil.

“Anı yaşa” konusu çok geniş, öte yandan. Her zaman uygulamak istediğim şeyi, o “akıntıya” kendimi bırakmadığımı ve genelde içinde olduğum kurgusal kaosun nedeninin bu olduğunu benim suratıma çarptı kitap. Schopenhauer, “En büyük bilgelik şu andan zevk almayı hayatın en büyük amacı kılmaktır, çünkü tek gerçek budur, başka her şey düşünce oyunudur.” der. Geçmişi ve geleceğin kurgulardan ibaret olduğunu, ve gereksizliğini vurgular tıpkı Tamkin yoluyla Bellow’un bağırdığı gibi, ama şöyle devam eder o aforizma: “Ama bunun en büyük budalalığımız olduğunu da söyleyebiliriz, çünkü yalnızca kısa bir süre için var olan ve bir rüya gibi kaybolan içinde bulunduğumuz bu an asla ciddi bir çabaya değmez.”

Kısa süre için var olan ve bir rüya gibi kaybolan o an, o dingin akıntıya kapılıp onun bir parçası olmak, belki de hepimize iyi gelecek bir senaryodur. “Budalalık dahi olsa, anı yaşa!” - bence güzel slogan. En azından yeterince budalaca.

Comments

Popular Posts